Ayasofya tarihi, bilinmeyenleri

440 yılında Hristiyan tarihçi Skolastik Sokrates tarafından yazılan tarihe göre; Ayasofya kilisesi, ilk defa Konstantin' in oğlu Konstantius tarafından 15 Şubat 360 yılında ahşap ağırlıklı yapıldı. Temeller atılırken 230 yılında yapılmış Artemis tapınağının kalıntıları mevcuttu. İlk adı Megale Eklesia (Büyük Kilise) idi. Çünkü o yıla kadar İstanbul' da yapılmış en büyük kilise idi. İlk kiliseyi yapan imparator yasaklanmış bir öğreti olan Ariusçu idi. Tamamlanmadan 19 gün önce 72 piskoposun huzurunda Ariusçu olan Eudoksius, İstanbul Patriği olarak seçildi ve halkın huzurunda "Oğulun (İsa), Babaya ikincil ve bağımlı (eusebes) olarak, İsa' nın Baba ile aynı olmadığını" ilan ederek, Ariusçu mabed olarak Ayasofya' yı kutsadı.  Günümüz inancı ile aradaki fark çok büyüktü, İsa' yı beşer olarak kabul ediyor ve Tanrısallığını red ediyordu. Kilise uzun dönem ayakta kalamadı, ahşap yapısından dolayı 404 yılında çıkan yangında tamamen yandı. Afaroz edilmiş Ariusçu  İmparator tarafından yapıldı denmesin diye, sonra gelen tarihçilerden 813 yılında Bizans Tarihi yazan Teofanes öyküyü değiştirerek, ilk taşın aslında Konstantin tarafından konulduğunu ileri sürerek, onuru kurtarmaya çalışmıştı. Bu aklamayı devam ettiren çok sayıda tarihçi aynı öyküyü birbirine aktarak yazdılar. Fakat 13. yy' da tarihçi F. Haklin tarafından yazılan Konstantin'in Hayatı kitabı, aklama yapan tarihçileri yalanlıyordu. Günümüzde bu öykülerin uydurma olduğu artık kabul edilmektedir.

İkinci Ayasofya, İmparator II. Theodosius tarafından aynı yere 415 Ekiminde yapıldı. Duvarları taş, çatısı ahşap idi. Bu kilisede İsa yine beşer olarak tarif edilmiş, Meryem Ana' nın ve Tanrı'nın oğlu tasfirleri  henüz bulunmamaktadır. Bu mabed Nika İsyanında 532 yılında tekrar yakıldı. Nika, pağan Roma Zafer Tanrısının bir adı idi ve isyancılar "Zafer" manasına bu ismi kullanıyordu.

Nika isyanı Doğu Roma İmparatorluğunu bitirme noktasına ulaşmış, İmparator Jüstinyen kaçış hazırlığı içinde iken, eşi Theodora tarafından ikna edilmiş ve birazda şans eseri isyan bastırılmıştı. İsyancı Roma pağanlarını tamamen silmek ve Ortodoks Hristiyanlığının cazibesini arttırmak için yakılan kilisenin yerine dönemimin en büyük kilisesi olan üçüncü Ayasofya' nın temelleri 532 yılında atıldı. Kilise çevre il ve ülkelerden getirilen pağan mabedlerine ait taşlar ile kısa sayılacak sürede 5 yılda oğlu II. Jüstiyen döneminde bitirildi. Büyüklük ve ihtişam olarak dönemin en büyük mabedi olarak uzun yıllar birinciliği elden bırakmadı. Halk, Ariusçu ve Roma pağan inançlarından zorla temizlenerek, bugünkü Ortodoks inanç geliştirildi. Şehrin kurtarılması, inancın ayakta tutulması ve kilisenin inşaasındaki katkılarından dolayı Theodora azize olarak kabul edildi ve kilise içinde İsa yanında resmedildi. Gerçekten bu İmparatoriçe geçmişi çok tartışılır olsada, kocasına kaçmaması için ikna etmemiş olsa idi, günümüzde Hristiyanlık belkide hiç olmayacak yada Yahudiliğin bir mezhebi sayılacaktı. Bu neden ile Ayasofya her ne kadar bir havari adı taşımasa dahi, ilk olarak din dışı inanç sahibi kabul edilen Ariusçu bir Patrik tarafından kutsanarak ibadete açılsada, Theodora' nın hatırına ve Hristiyanlığı yokoluşundan kurtarması anısına "kutsal"  kabul edilmektedir. Fakat kilise içindeki resimlerden anladığımız üzere; hiç bir zaman Ariusçu inanç yok edilemedi. Resimlerden birinde Meryem Ana olduğu söylenen kişinin aslında Mary Magdalena olduğu, çünkü elinde İncil veya çocuk İsayı tutmadığı yada İsa' nın kaşları arasında II işaretine dikkat çekilerek, bunun İsa değilde Tyanalı Apollonius olduğu,  Hz. Yahya' nın resmi onunla aynı hizaya getirilerek din dışı ilan edilen, döneminde Anadoluda yaygın bulunan İsa yerine Yahya Peygamber inancı hakimiyeti izleri,  ilk din dışı Heretik gizli örgütün Ayasofya içinde gizli bir odada kurulmuş olması, Sâbi (güneş ve yıldızlara tapan İbrahim Peygamber dönem pağan inancı)  kitabının Michael  Psellus tarafından Urfa' dan mabedinden alınarak Ayasofya' da çoğaltılması, kitabın  Corpus Hermetica içine katılarak okült bilgi kaynağı olması, gibi  ilginç ayrıntılar keskin gözlerce görülebilmektedir. 1453 yılına kadar bu çerçevede karışık dini inançların temsil edildiği bir kilise olarak yerini aldı.

(Mabedi yapan ve Hristiyanlığı yok oluştan kurtaran Jüstinyen' in gerçek adı Peter olduğu gibi, Malaki kehanetinde Roma' nın son Papasının gerçek adının Peter olması bir tesadüf olmasın?)

Günümüzde tartışıldığı üzere, dua okumak sureti ile, ibadet yeri din değiştirmiş olsa, ilk duayı Ayasofya' da Ariusçu Patrik yapmıştı (ondan sonraki kiliseler Patrikler tarafından kutsanmamıştır), 674 yılında İslam ordusu Bizans' ı kuşattığında, kuşatmayı kaldırmak için Ayasofya' da ibadet şartı ileri sürüldü. Eyüp Hazretleri ve cemaati tarafından kilise içine girildi, önce ezan okundu, sonra namaz kılındı, dua okundu. Hristiyan inancına göre; burası artık bir camii olarak kutsanmıştı. Bu eylemi sonucu şehit olsada, Eyüp Hazretleri kiliseyi camiiye çevirmişti. İşin enterasan tarafı bu işlemden sonra Ortodoks Hristiyanlar Ayasofya' yı tekrar kutsamayı yani tekrar Kiliseye çevirmeyi unuttular yada gururlarına yediremedikleri için bu ayini yapmadılar. 

1054 yılında Roma' dan gelen Kardinal Humbold Ayasofya' nın ortasına Papa' nın afaroz kararını fırlatınca, fiilen Ortodoks Hristiyanları itikadına göre, Roma Kilisesinden ayrıldı. Fatih Sultan Mehmet, 1453 yılında Kiliseyi camiiye çevirdiğinde Eyüp Hazretlerinin ilk kıldığı namazı tamamladı ve camii olarak kabul edildi.

1967 yılına kadar afaroz işlemi devam etti. İki kilise arasında yakınlaşmayı tamamlamak için Papa VI. Paul İstanbul'a geldi. Ortadoks Patriği ile sarmaş dolaş olduktan sonra, Ayasofya' ya gitmek istediğini söyledi. Kendisi özellikle uyarılarak "Ayasofya' nın ibadethane olmadığı, bir müze olduğu dua edemeyeceği"   söylensede, Papa VI. Paul minberin yanına kadar gelerek, İslami yazılar altında, kaşla göz arasında yere diz çökmüş ve 45 saniye içinden dua etmişti. Kilise olarak kutsanıp kutsamadığı, Papa' nın duayı içinden okuduğu için anlaşılmasada, şoku atlatan Türkler kibarca kolundan çekiştirerek Papa' yı yerden kaldırdılar ve hızlı adımlar ile müzeden dışarı çıkardılar.

Papa'nın dua ederken resmi

Sözün özü şu ki; Ayasofya kilisesi, din dışı kabul edilen Arisuçu bir İmparator ve halkı tarafından kurulmuş ve kutsanmıştır. İbadethane kutsamak ile din değiştirecek ise Ariusçu kilise 674 yılında içinde ezan okunmakla Camii olmuş, 1453 yılına kadar, Eyüp Hazretlerinin ezan sesi, namaz ve duası sabit kalmıştır. Yani bir kişi çıkıp, Konstantinus'un Patriğinin kutsaması bozuldu, tazeleyelim şunu dememiştir. 1967 yılında Papa çıkıp tüm uyarılarına rağmen kimsenin duymadığı bir kutsama ile kiliseyi Roma' ya bağlamış. Katolik kilisesi olarak kutsamış mış.... Şimdi sormak lazım, Ortodoks kilisesi ne zaman olmuş? İçindeki resimler o zamanın Anadolu inancını yansıtır; Yahya Peygamber Kültü... Kilise İmparator malı olduğu için, mülkiyeti Fatih Sultan Mehmet tarafından parası devlet hazinesine ödenerek kendi vakfına bağışlanarak Camii yapılmış. Neden Vakıfa bağışlamış? Vakıflar, özel mülkiyet hükümlerine tabidir. İstanbul, başka bir Hristiyan devlet eline geçmiş olsa idi, devlet özel mülkiyete dokunamayacağı için Vakıf ve Camii olarak kalacaktır. Ebulfetih Sultan Mehmet Vakfı (Fatih Sultan Mehmet Vakfı) mazbut vakıf olup, yönetimi Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yönetilen vakıflara verilen vakıflardandır. Aslında bir Hanedan vakfıdır. 5737 sayılı Kanunun 30. maddesi gereği Ayasofya çevresindeki kamu kuruluşlarına ait tüm kültür varlıkları bu vakfa iade edilmiştir. Bu vakıf arazisi zaman içinde talan edilmiş, çevresinde 4600 dan fazla parsel hiç bir hukuki değeri olmayan "tapu tahsis belgesi" ile dağıtılmıştır. Vakıflar Kanunu 23. maddesi gereği vakıf arazisi zilyetlikle elde edilemez.
Her Hristiyan içeri girip dua etmek istediğinde küçük kıyamet kopmaktadır. Ayasofya ilk kuruluşundan bu yana Anadoluludur. Tarihi gerçek budur.     

Ayasofya hala bir müze olarak ziyarete açıktır, yanında küçük bir bölüm (Hünkar mahalli) müze çalışanları için camii olarak kullanılır.

Not: 

Tapu kaydı : 

57 pafta, 57 ada 7 parsel Ebulfatih Sultan Mehmet vakfı, akaret muvakkithane ve medreseyi müctemil Ayasofya Kebir Cami şerifi 26664 metre kare bir alan üzerinedir.

Vakıf Kaydı: 

İstanbul Mazbut Hayrat kütük defteri kaydı VGM, EML 1967:1/71-139, Fatih vakfiyesi ise:” VGM/Fatih Mehmet II Vakfiyesi 1938:38-370/2001-296

 

 

 

 

kaynak: Ayasofya' nın sırrı Mehmet U. Sakioğlu

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !